← Kütüphane

Peri Merhemi

İngiliz Masalları · Joseph Jacobs · çeviren: Claude Opus

A plump nurse in a cap rides pillion on a galloping coal-black horse behind a grinning ugly old man beneath a full moon.

Goody Kadın, hastalara bakan, bebeklere göz kulak olan bir bakıcıymış. Bir gece yarısı uyandırılmış, aşağı indiğinde tuhaf, şaşı gözlü, ufak tefek, çirkin bir ihtiyar görmüş; adam, bebeğine bakamayacak kadar hasta olan karısının yanına gelmesini rica etmiş. Goody Kadın ihtiyarın kılığından hoşlanmamış, ama iş iştir; üstünü başını çabucak giyip aşağı, adamın yanına inmiş. Yanına iner inmez adam onu bir hamlede kapının önünde duran, gözlerinden ateş saçan, kömür karası iri bir atın üstüne kaldırmış; çok geçmeden müthiş bir hızla gidiyorlarmış, Goody Kadın da canını dişine takmış, ihtiyara sımsıkı sarılmış.

Gitmişler, gitmişler, sonunda bir kulübenin kapısı önünde durmuşlar. Attan inip içeri girmişler; iyi kadını yatakta, çocukları da çevresinde oynarken bulmuşlar; bebek de, gürbüz, tombul bir oğlan, annesinin yanındaymış.

Goody Kadın bebeği almış; görmek isteyebileceğiniz kadar güzel bir erkek bebekmiş. Annesi, bebeği bakması için Goody Kadın'a verirken ona bir kutu merhem vermiş ve bebek gözlerini açar açmaz gözlerine bu merhemden sürmesini söylemiş. Bir süre sonra bebek gözlerini açmaya başlamış. Goody Kadın bebeğin tıpkı babası gibi şaşı gözleri olduğunu görmüş. Merhem kutusunu alıp bebeğin iki gözkapağına da sürmüş. Ama bunun ne işe yaradığını merak etmekten kendini alamamış, çünkü daha önce böyle bir şey yapıldığını hiç görmemiş. Ötekilerin bakıp bakmadığını kollamış, kimse dikkat etmezken merhemi kendi sağ gözkapağına sürmüş.

A nurse dabs ointment on a sleeping baby's eyes beside a cradle as the mother rests in bed and a little imp watches.

Bunu yapar yapmaz çevresindeki her şey değişivermiş. Kulübe zarif eşyalarla döşenmiş bir yer oluvermiş. Yataktaki anne, beyaz ipekler giymiş güzel bir hanımefendiymiş. Küçük bebek eskisinden de güzelmiş, giysileri de gümüşümsü bir tül kumaştanmış. Yatağın çevresindeki küçük kardeşleri ise basık burunlu, sivri kulaklı cin yavrularıymış; birbirlerine yüz buruşturup kafalarını kaşıyorlarmış. Arada bir hasta hanımın kulaklarını uzun, kıllı pençeleriyle çekiştiriyorlarmış. Kısacası, akla gelebilecek her türlü yaramazlığı yapıyorlarmış; Goody Kadın da bir periler evine düştüğünü anlamış. Ama kimseye hiçbir şey söylememiş, hanım bebeğine bakabilecek kadar iyileşir iyileşmez de ihtiyardan kendisini evine götürmesini istemiş. Adam gözlerinden ateş saçan kömür karası atla kapıya gelmiş, eskisi kadar, belki biraz daha hızlı yola koyulmuşlar, sonunda Goody Kadın'ın kulübesine varmışlar; şaşı gözlü ihtiyar onu attan indirip bırakmış, oldukça nazikçe teşekkür etmiş ve ona böyle bir hizmet için şimdiye dek aldığından daha fazla para ödemiş.

A humble room is transformed into a rich fairy bedchamber where a silk-clad lady and tiny fairies tend a radiant baby.

Ertesi gün tesadüfen pazar kurulan günmüş; Goody Kadın evden uzak kaldığı için evde birçok şey eksikmiş, o da bunları almak için ayaklarını sürüye sürüye pazara gitmiş. İhtiyacı olan şeyleri alırken bir de ne görsün, onu kömür karası ata bindiren şaşı gözlü ihtiyar değil mi! Peki ne yapıyormuş dersiniz? Ne olacak, tezgâhtan tezgâha dolaşıp her birinden bir şeyler alıyormuş, şuradan biraz meyve, buradan birkaç yumurta, böyle böyle; kimse de farkına varmıyor gibiymiş.

Goody Kadın karışmayı kendine düşen bir iş saymamış, ama böyle iyi bir müşteriyi iki çift laf etmeden geçirmemesi gerektiğini düşünmüş. Hemen yanına varmış, bir reverans yapıp demiş ki: “Hayırlı günler efendim, umarım muhterem hanımınızla küçüğünüz de iyidirler, tıpkı...”

Ama söylediğini bitirememiş, çünkü tuhaf ihtiyar şaşkınlıkla geri sıçramış ve ona demiş, demiş ki: “Ne! beni bugün görüyor musun?”

“Görmek mi,” demiş kadın, “elbette görüyorum, gökteki güneş kadar açık seçik; üstelik,” demiş, “bir de işinle meşgul olduğunu görüyorum, cabası.”

“Ah, sen fazla görüyorsun,” demiş adam; “söyle bakalım, bütün bunları hangi gözünle görüyorsun?”

“Sağ gözümle tabii,” demiş kadın, onun hilesini yakaladığı için gururdan kabına sığmayarak.

“Merhem! Merhem!” diye bağırmış yaşlı peri hırsızı. “Al bakalım, seni ilgilendirmeyen işlere burnunu soktuğun için: beni bir daha göremeyeceksin.” Bunu der demez kadının sağ gözüne vurmuş; kadın onu bir daha görememiş; daha da kötüsü, o saatten ölene dek sağ gözü kör kalmış.

At a bustling market a red-capped pixy jabs a startled nurse's right eye beside stalls of apples and eggs.