← Kütüphane

Saz Kepenek

İngiliz Masalları · Joseph Jacobs · çeviren: Claude Opus

A rich old gentleman asks his three daughters how much they love him, the youngest answering earnestly.

Eh, bir zamanlar çok zengin bir beyefendi varmış; üç kızı varmış, bir de bakayım kızlarım beni ne kadar seviyor demiş. Birinciye demiş ki: “Beni ne kadar seviyorsun, kuzum?”

“Aa,” demiş kız, “canım kadar.”

“Güzel,” demiş adam.

Sonra ikinciye demiş ki: “Beni ne kadar seviyorsun, kuzum?”

“Aa,” demiş kız, “bütün dünyadan daha çok.”

“Güzel,” demiş adam.

Sonra üçüncüye demiş ki: “Beni ne kadar seviyorsun, kuzum?”

“Seni taze etin tuzu sevdiği kadar seviyorum,” demiş kız.

Eh, adam öyle bir kızmış ki. “Sen beni hiç sevmiyorsun,” demiş, “benim evimde artık kalamazsın.” Ve kızı oracıkta kapı dışarı etmiş, kapıyı da suratına çarpmış.

Eh, kız yürümüş de yürümüş, bir bataklığa varmış; orada bir sürü saz toplamış, bunlardan başlıklı bir çeşit pelerin gibi bir şey yapmış, tepeden tırnağa örtünsün, güzel elbiselerini de gizlesin diye. Sonra yine yürümüş de yürümüş, büyük bir konağa varmış.

In a reedy fen the young woman gathers rushes and weaves a hooded cloak over her fine clothes.

“Hizmetçi ister misiniz?” demiş.

“Yok, istemeyiz,” demişler.

“Gidecek hiçbir yerim yok,” demiş kız; “ücret de istemem, her türlü işi de yaparım,” demiş.

“Eh,” demişler, “çanak çömlek yıkamak, tencere kazımak istersen kalabilirsin,” demişler.

Böylece kız orada kalmış; çanak çömlek yıkamış, tencere kazımış, bütün pis işleri yapmış. Adını söylemediği için de ona “Saz Kepenek” demişler.

Eh, bir gün biraz ötede büyük bir balo verilecekmiş; hizmetkârların da gidip kibar takımını seyretmesine izin verilmiş. Saz Kepenek gidemeyecek kadar yorgun olduğunu söylemiş ve evde kalmış.

Ama onlar gidince saz kepeneğini sıyırıp çıkarmış, yunup temizlenmiş ve baloya gitmiş. Orada hiç kimse onun kadar şık giyinmemiş.

Eh, orada kimi görsün, efendisinin oğlunu; oğlan da ne yapsın, kızı görür görmez ona âşık olmuş. Ondan başka kimseyle dans etmemiş.

At a candlelit dance the finely gowned young woman dances with the master's son, who cannot look away.

Ama balo bitmeden Saz Kepenek usulca sıvışmış ve eve dönmüş. Öbür hizmetçi kızlar geri geldiğinde saz kepeneği sırtında, uyuyormuş gibi yapıyormuş.

Eh, ertesi sabah ona demişler ki: “Neler kaçırdın, Saz Kepenek!”

“Neymiş o?” demiş.

“Ne olacak, gördüğün en güzel hanım, pırıl pırıl, süslü püslü giyinmiş. Genç efendi de gözünü bir an ondan ayırmadı.”

“Eh, ben de görmek isterdim onu,” demiş Saz Kepenek.

“Eh, bu akşam bir balo daha var, belki o da gelir.”

Ama akşam olunca Saz Kepenek onlarla gidemeyecek kadar yorgun olduğunu söylemiş. Gelgelelim, onlar gidince saz kepeneğini sıyırıp çıkarmış, yunup temizlenmiş ve doğru baloya gitmiş.

Efendinin oğlu onu görmeyi umuyormuş; ondan başka kimseyle dans etmemiş, gözünü de ondan hiç ayırmamış. Ama balo bitmeden kız sıvışmış, eve dönmüş; hizmetçiler geri geldiğinde de saz kepeneği sırtında, uyuyormuş gibi yapmış.

Ertesi gün ona yine demişler ki: “Eh, Saz Kepenek, orada olup o hanımı görmeliydin. Yine oradaydı, süslü püslü, pırıl pırıl; genç efendi de gözünü bir an ondan ayırmadı.”

“Eh, ne yapalım,” demiş kız, “görmek isterdim doğrusu.”

“Eh,” demişler, “bu akşam yine balo var, bizimle gelmen lazım, çünkü o mutlaka orada olacak.”

Eh, akşam olunca Saz Kepenek gidemeyecek kadar yorgun olduğunu söylemiş; ne yaptılarsa evde kalmış. Ama onlar gidince saz kepeneğini sıyırıp çıkarmış, yunup temizlenmiş ve doğru baloya gitmiş.

Efendinin oğlu onu görünce pek sevinmiş. Ondan başkasıyla dans etmemiş, gözünü de ondan hiç ayırmamış. Kız ona ne adını ne de nereden geldiğini söyleyince, oğlan ona bir yüzük vermiş ve onu bir daha göremezse öleceğini söylemiş.

Eh, balo bitmeden kız sıvışmış, eve dönmüş; hizmetçiler eve geldiğinde saz kepeneği sırtında, uyuyormuş gibi yapıyormuş.

Eh, ertesi gün ona demişler ki: “İşte, Saz Kepenek, dün gece gelmedin, artık o hanımı göremeyeceksin, çünkü başka balo yok.”

“Eh, görmeyi ne çok isterdim,” demiş kız.

Efendinin oğlu hanımın nereye gittiğini öğrenmek için her yolu denemiş, ama nereye gittiyse, kime sorduysa, onunla ilgili hiçbir şey duyamamış. Onun aşkından gitgide kötüleşmiş, sonunda yatağa düşmüş.

“Genç efendiye biraz lapa pişir,” demişler aşçıya. “O hanımın aşkından ölüyor.” Aşçı kadın tam lapayı yapmaya koyulmuşken Saz Kepenek içeri girmiş.

“Ne yapıyorsun öyle?” demiş.

“Genç efendiye biraz lapa pişireceğim,” demiş aşçı, “çünkü o hanımın aşkından ölüyor.”

“Bırak ben yapayım,” demiş Saz Kepenek.

Eh, aşçı önce istememiş, ama sonunda razı olmuş, Saz Kepenek de lapayı pişirmiş. Pişirince de, aşçı lapayı yukarı çıkarmadan önce, yüzüğü gizlice içine atıvermiş.

In the kitchen the maid quietly drops a gold ring into a steaming bowl of gruel.

Delikanlı lapayı içmiş, sonra da dipte yüzüğü görmüş.

“Aşçıyı çağırın,” demiş.

Aşçı da yukarı çıkmış.

“Bu lapayı kim yaptı?” demiş.

“Ben yaptım,” demiş aşçı, çünkü korkmuş.

Delikanlı ona bakmış,

“Hayır, sen yapmadın,” demiş. “Kimin yaptığını söyle, sana bir şey olmaz.”

“Eh, öyleyse, Saz Kepenek yaptı,” demiş aşçı.

“Saz Kepenek'i buraya gönderin,” demiş delikanlı.

Saz Kepenek de gelmiş.

“Lapamı sen mi yaptın?” demiş delikanlı.

“Evet, ben yaptım,” demiş kız.

“Bu yüzüğü nereden buldun?” demiş delikanlı.

“Onu bana verenden,” demiş kız.

“Sen kimsin peki?” demiş delikanlı.

“Göstereyim,” demiş kız. Saz kepeneğini sıyırıp çıkarmış, işte karşısında güzel elbiseleriyle duruyormuş.

Eh, efendinin oğlu çok geçmeden iyileşmiş, az zaman sonra da evlenmeye karar vermişler. Pek görkemli bir düğün olacakmış, yakın uzak herkes davet edilmiş. Saz Kepenek'in babası da davet edilmiş. Ama kız kim olduğunu kimseye söylememiş.

Ama düğünden önce aşçıya gitmiş ve demiş ki:

“Bütün yemekleri bir tutam bile tuz koymadan hazırlamanı istiyorum.”

“Ama yavan mı yavan olur,” demiş aşçı.

“Hiç önemi yok,” demiş kız.

“Peki öyle olsun,” demiş aşçı.

Eh, düğün günü gelmiş ve evlenmişler. Evlendikten sonra bütün davetliler sofraya oturmuş. Etleri yemeye başladıklarında, et öyle tatsızmış ki yiyememişler. Ama Saz Kepenek'in babası önce bir yemeği, sonra bir başkasını tatmış, sonra da hüngür hüngür ağlamaya başlamış.

“Ne oldu?” diye sormuş efendinin oğlu ona.

“Ah!” demiş adam, “benim bir kızım vardı. Ona beni ne kadar sevdiğini sordum. O da ‘Taze etin tuzu sevdiği kadar’ dedi. Ben de onu kapımdan kovdum, çünkü beni sevmediğini sandım. Şimdi anlıyorum ki beni en çok o seviyormuş. Belki de ölmüştür, ne bileyim.”

At the wedding feast the weeping old father is embraced by his radiant daughter, the bride.

“Hayır baba, işte burada!” demiş Saz Kepenek. Ve yanına gidip kollarını boynuna dolamış.

Ve böylece ömürlerinin sonuna kadar mutlu yaşamışlar.